Hafta Sonu Sahil Temizliği Ekibine Katıldığımda Karşılaştığım Gerçekler

Kumların arasına karışmış renkli mikroplastik parçaları ve süzgeç

Cumartesi sabahı saat yedide alarm çaldığında, yataktan çıkmak için kendime geçerli bir neden aradım. Kadıköy’den bindiğim otobüste termosumdaki kahveyi yudumlarken, kafamdaki senaryo oldukça basitti. Şile’ye gidecek, rüzgarın savurduğu birkaç cips paketini, kuma saplanmış pet şişeleri çöp poşetine dolduracak ve vicdanımı rahatlatmış bir şekilde şehre dönecektim. İlk defa bir sahil temizliği etkinliğine katılıyordum ve kafamdaki ‘çevre gönüllüsü’ imajı, büyük siyah çöp torbalarını sırtlayan neşeli insanlardan ibaretti.

Otobüs yolculuğu boyunca yanımdaki diğer gönüllülerle sohbet ettik. Çoğu üniversite öğrencisiydi, aralarında birkaç emekli öğretmen de vardı. Ekip lideri plaja vardığımızda kalın iş eldivenlerini ve devasa çöp poşetlerini dağıtırken rüzgarlı sahile doğru baktım. Uzaktan her şey gayet normal, hatta şaşırtıcı derecede temiz görünüyordu. İçimden ‘Burada toplayacak pek bir şey yok galiba, işimiz erken biter’ diye geçirdiğimi çok iyi hatırlıyorum. Kumların üzerine çöküp yüzümü yere yaklaştırana kadar.

Sahil Temizliği Sırasında Yüzleştiğim Rengarenk İhanet

Dizlerimin üzerine çöküp ellerimi soğuk kuma daldırdığım o ilk anı unutamıyorum. Büyük bir kola şişesi ya da yırtık bir poşet arayan gözlerim, kum tanelerinin arasına sinsi bir şekilde karışmış binlerce renkli parçacıkla karşılaştı. Soluk mavi kapak parçaları, güneşten ve tuzdan kavrulup rengi atmış yeşil balıkçı ağları, neye ait olduğu artık asla anlaşılamayacak pembe, sarı, beyaz plastik kıymıkları. Sanki devasa bir plastik fabrikası patlamış ve milyonlarca parçayı bu ıssız plaja zehirli bir konfeti gibi serpmişti.

O an anladım ki, asıl düşman televizyonlarda gördüğümüz, dalgaların üzerinde yüzen o koca pet şişeler değildi. Asıl tehlike, gözden kaybolmak için parçalanan, ufalanan ve kılık değiştiren bu mikroplastiklerdi. Yanımda duran genç gönüllü, elindeki ahşap çerçeveli, ince telli süzgeci kuma daldırıp yavaşça eledi. Rüzgar ince kumu alıp götürdüğünde, süzgecin içinde kalan o bir avuç renkli plastik kırıntısı mideme ağır bir taş gibi oturdu. Deniz dalgaları ve acımasız güneş, plastiği yok etmiyordu. Sadece onu balıkların, kuşların ve nihayetinde kendi tabaklarımızın içine girebilecek kadar küçük, ölümcül lokmalara dönüştürüyordu.

Plastik doğada asla kaybolmaz. Sadece ufalanır, parçalanır ve besin zincirimizin görünmez bir parçası haline gelene kadar küçülür.

Sadece Çöp Toplamak Değil, Kendi İzini Sürmek

Dört saat boyunca o sahilde kaldık. Belim ağrımaya, rüzgar yüzümü kurutmaya ve eldivenlerin içindeki parmaklarım uyuşmaya başlamıştı. Çürüyen deniz yosunlarının kokusuna hafif sentetik bir koku karışıyordu. Normalde yolda yürürken yanından geçip gideceğim ufacık bir kulak çubuğu sapı bile o an benim için devasa bir anlam taşıyordu. O mavi sapın hangi banyodan çıkıp, hangi rüzgarla denize sürüklendiğini ve buraya vurana kadar kaç canlının yanından geçtiğini düşündüm. Acaba benim attığım çöpler de şu an başka bir kıyıda, başka birinin süzgecine takılıyor muydu?

Topladığımız çöplerin toplam ağırlığı beklediğimden çok daha azdı. Ama poşetlerin içine baktığınızda karşılaştığınız o yoğunluk, o milyonlarca küçük parçanın yarattığı kalabalık ürkütücüydü. Ekipteki deneyimli gönüllülerden biri olan Ayşe Hanım, süzgecini silkeleyip bana dönerken ‘Bazen burada saatlerce çalışıp sadece iki metrekarelik bir alanı temizleyebiliyoruz’ dedi. Sorunun devasa boyutu o an tokat gibi çarptı yüzüme. Biz o gün o plajı temizlemedik. Sadece o plajın bize anlattığı acı gerçeği dinledik, notlarımızı aldık ve kendi çaresizliğimizin boyutunu ölçtük.

Sahildeki çöpleri tek tek ayıklamak okyanusu çay kaşığıyla boşaltmak gibi hissettirebilir. Ama o poşete attığın her bir plastik parçası, boğulmaktan kurtardığın bir deniz canlısı demek.

Sahil temizliği ekip lideri

Mutfağımdaki Suç Ortakları

Akşama doğru eve döndüğümde, üzerimdeki deniz tuzu ve yorgunluğu atmak için banyoya girdim. Tam duşakabinin kapısını kapatacakken duraksadım. Şampuan şişeme, duş jelimin parlak kapağına, lavabonun kenarındaki diş fırçamın sapına, pamuklu çubukların kutusuna baktım. Sabah sahilde kumların arasından saatlerce ayıkladığım o soluk renkli parçaların asıl sahipleri, pırıl pırıl halleriyle tam karşımda duruyordu. Çöpe attığım her şeyin bir gün bir sahilde, bir başkasının süzgecine takılma ihtimali fikri beynimi kemirmeye başladı.

O güne kadar geri dönüşüm kutusuna attığım plastiklerin bir şekilde sihirli bir fabrikada eritilip yeni ve faydalı ürünlere dönüştüğüne inandırmıştım kendimi. Oysa gerçek çok daha karmaşık ve karanlıktı. Geri dönüşüm tek başına bir çözüm değil, çoğu zaman sadece bir geciktirme taktiğiydi. Asıl çözüm, o plastiği eve hiç sokmamaktı. Mutfak dolaplarını açtığımda manzara daha da vahimdi. Tek tek plastik ambalajlara sarılmış sebzeler, peynir kutuları, yoğurt kapları, kilitli poşetler. Evim, sabah temizlemeye çalıştığım o sahilin ana kaynağı gibiydi.

O Hafta Sonu Hayatımda Neleri Değiştirdi?

  1. Sıvı sabun ve duş jeli vedası: Evdeki tüm sıvı temizleyicileri katı sabunlarla değiştirdim. Karton kutuda satılan zeytinyağlı bir sabun, o devasa plastik pompalı şişelerin işini gayet iyi yapıyor ve bittiğinde geriye hiçbir iz bırakmıyor.
  2. Mutfak alışverişinde yeni kurallar: Artık pazara veya markete giderken sadece büyük bez çantamı değil, kendi diktiğim küçük bez keselerimi de yanımda götürüyorum. Tek tek ince plastik poşetlere konan sebzeler yerine, bu filelere doldurduğum ürünleri tarttırıyorum.
  3. Streç filme veda: Yarım kalan yemekleri sarmak veya kaselerin üzerini örtmek için balmumu kumaşlar kullanmaya başladım. Yıkanıp tekrar kullanılabilen bu kumaşlar, çöp kutumdaki esnek plastik miktarını gözle görülür şekilde azalttı.
  4. Sorgulayan tüketici modu: Bir şey satın alırken kendime hep aynı soruyu soruyorum: ‘Bu ürünün ambalajı yüz yıl sonra nerede olacak?’ Cevap beni rahatsız ediyorsa ve o ürün hayati bir ihtiyaç değilse, onu rafta bırakıyorum.

Sahilde geçirdiğim o dört saat, yıllarca okuduğum hiçbir çevre makalesinin yapamadığını yaptı. Sorunu kendi ellerimle tutmak, tırnaklarımın arasına dolan kumla birlikte o çaresizliği fiziksel olarak hissetmek gerekiyormuş. Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı, okyanuslardaki tüm plastiği süzemeyeceğimi çok iyi biliyorum.

Tüketim alışkanlıklarımı değiştirmek başlarda zorlayıcı geldi, pazar esnafına bez kesemi uzatırken garip bakışlarla karşılaştım. Ancak o kumların arasındaki yeşil ağ parçası aklıma geldikçe, bu küçük utançların hiçbir önemi kalmıyor. Kendi payıma düşen o renkli plastik kırıntılarını denize göndermeyi reddetmek, sabahları aynaya baktığımda bana kendimi çok daha iyi hissettiriyor.

Kendi Adımınızı Atın

Siz de günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirmek, mutfağınızdaki plastik yükünü hafifletmek ve doğaya bıraktığınız izi küçültmek istiyorsanız, hayatınıza hemen entegre edebileceğiniz pratik çözümlerle dolu rehberimize göz atın. Dünyayı değiştirmeye kendi evinizden başlayın.

Yukarı Çık